Aileden büyükler eksildikçe sırlar, hikayeler, hafızalar gidiyor. Yazılmamış, anlatılmamış, paylaşılmamış o kadar çok anı da yok oluyor ki her gidenle birlikte...
Halam, 3 erkek çocuk annesiydi. Babaannemin kızlık soyadı, onun evlilik soyadı idi. Çünkü babaannemin, Tanık ailesinin çok özel bir üyesi ile evlenmişti, Nihat eniştemle... Dünyaya gelmiş en iyi, en komik, en düzgün adamlardan biriydi... Halam babaanneme çok benzerdi, ben de halama...
Yengemin ise 4 erkek evladı vardı. Babaannemin ilk gelini, ilk evladına onu hatırlatsın diye Behiç adını verdi. Babaannemin adı Behice idi...İzmir'de, Buca'da eski bir Rum evinde yaşardı amcam ve yengem. Ortadaki geniş sahanlığa açılan odaları, bahçesinde horozların olduğu mis gibi börek kokan bir evdi. Yengem tepsi tepsi börek pişirirdi. Her biri elde açılmış, enfes böreklerdi onlar, ailede hiç kimsenin bir daha aynı lezzetle pişiremediği börekler...
Halam, Ankara kokardı. Kahvaltıda bir domatesle biber pişirirdi ki, bir de yanına tiganisa (yağda kızarmış hamur) yapardı. Ben de son zamanlarda özledikçe halamı domatesle biber pişirir oldum. Bilseydi kesin daha güzel olması için verirdi bana en gizli lezzet tüyolarını. Çok severdi halam beni...
Benim babam 6 kardeşti, 6 kardeşin toplam 17 çocuğu oldu. En büyüğü ile en küçüğü arasında 30 yaş vardı çocukların. Babaannemle dedem hepimizi göremedi. Ama yengemle halam, tıpkı en büyük 2 amcam gibi ailenin hamisiydi. Şimdi gittiler...
Kocaman aile sofralarına veda edeli çok oldu aslında, eksildikçe onlar, tadı duzu kalmadı o sofraların. Her ne kadar biz bir yandan çoğalıyor olsak da, ailenin büyükleriydi sofraların harcı...
Babam sessizce ağladı, ana yarılarının ardından. Ben? Ben ağlayamadım. Ben inanmadım ki... Ben hasta olduklarına da inanmadım zaten, tıpkı anneannemin de hasta olduğunda gibi. Öyle görmeye dayanamadım onları, kabullenemedim, yakıştıramadım...
Ben İzmir'de bir kocaman sofrada bıraktım onları. Çocuklar, gelinler, torunlar, damatlarla dolu, eksilmediğimiz, tam olduğumuz bir sofrada. Mis gibi kokan böreklerin elden ele dolaştığı, kahkahaların birbiri ardına patladığı, güzelim Arnavut yemeklerinin damaklarda eridiği o sofrada birbirine bakan o iki kocaman, güzel yürekli kadına o sofrada veda ettim. Ailenin ilk kızı ile ilk gelinine... Nur içinde yatın, ailemizin anaları...